İstanbul için seferberlik çağrısı
İstanbul için seferberlik çağrısıİstanbul için seferberlik çağrısıİstanbul için seferberlik çağrısıİstanbul için seferberlik çağrısı
İstanbul için seferberlik çağrısı

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tartışılan konulara çarpıcı yorumlar getirdi.

Günay, “İstanbul’da iki yeşil alan var. Taksim ve Sultanahmet. Tarihi doku için seferberlik ilan edilip yapılaşma durdurulsun. Bıraksak Sultanahmet’e AVM dikecekler. Taksim’de kışlaya değil meydana ihtiyacımız var. Sanatçı muhafazakar olabilir, sanat olamaz” dedi …

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, son günlerde çok tartışılan ‘muhafazakar sanat’tan, ‘Taksim Kışlası’na kadar merak edilenleri Akşam gazetesine anlattı.

İstanbul’un tarihi dokusunu bozan her türlü yapılaşmaya sert çıkan Bakan ‘İstanbul’da seferberlik ilan edilsin, bir süre yapılaşma durdurulsun. İstanbul’da öyle bir çevre var ki, Sultanahmet Meydanı dahil her yeşil alana AVM yapmak istiyor. Taksim’de yeni bir yapıya değil meydana ihtiyacımız var’ dedi.

İşte Bakan Günay’ın açıklamalarından satırbaşları.

“Master’la birleşilmeli”

İmar planlarını genelde belediye yapıyor. Biz turizm merkezlerinde plan yapıyoruz, diğer kurumlar da kendi alanlarında. Bütün bunların tabi master planı çevresinde birleşmesi lazım. İstanbul’un veya büyük bir yerleşim merkezinin önce master planı olması, onun içinde de işaretlenmiş alanlarda turizm konusunda biz, eğitim konusunda başka bir kurumun yapması lazım. Bu keşmekeşten belki şimdi Şehircilik Bakanlığı daha genel düzenleyici olarak kurtulmamıza yardımcı olabilir diye umut ediyorum.

“İstanbul’da yapılaşma dursun”

Ben İstanbul’da yapılaşmanın bir süre frenlenmesi, tarihi dokunun ortaya çıkarılması için bir seferberlik ilan edilmesi, ardından da bir durup düşünme değerlendirme fırsatı bulduktan sonra yapılaşmanın belli prensipler çerçevesinde tekrar sürdürülmesinden yanayım. Ama İstanbul’da bir çevre var ki, bulduğu her yeşil alana Sultanahmet Meydanı dahil olmak üzere AVM yapmaya çok hazır. Ve ben bunu İstanbul, Türkiye ve dünya içinde tehlike olarak görüyorum.

Taksim’e kışla değil, meydan

Topçu Kışlası 1939 yılına kadar var. Bu kışlanın eski gravürlerine ve fotoğraflarına bakılarak orada bir tarihi eser olarak tescili kuruldan geçti. Ama bir restitüsyon bir röleve ya da bir restorasyon projesi yok. Kışlanın olduğu yerde yapılması konusu bence soru işaretleriyle yüz yüze kalacak. Bir kere burada bir yeşil alan üretilmiş. Bu yeşil alanda nereden baksanız 70 yıla yaklaşan ağaçlandırma var. İkincisi, İstanbul’un Taksim gibi mekanında meydana ihtiyacımız var. Yeni bir yapı yapmaya değil. Bence Taksim ve çevresinde, birtakım yüksek otellerden başlayarak mümkünse bazılarını kaldırarak meydanı büyütmek gerekir. İstanbul’un belki de iki meydanı, Sultanahmet ve Taksim Meydanı. Öte yandan yayalaştıracağınız bir alanın üzerinde yeni yapı yapmak ne kadar doğru.

“Kışlayı ihya ne anlama gelir”

Kışla, geleneksel bir Osmanlı mimarisi değil. Moskova’da cep telefonumla fotoğraflar çektim. Yapılarda tamamen soğan kubbeler var. Hiç bizim mimari değil. Osmanlı eserlerinde böyle bir tarz yok. Osmanlının batılılaşma cereyanı sırasında etkilendiği İngiliz-Rus mimarisini taklit eden bir yapı. Eğer İstanbul’da bir yapıyı ihya edeceksek bence ondan çok daha öncelikli yapılar var. İstanbul’un gerçekten Osmanlı veya Roma tarihiyle özdeşleşmiş mekanları var. O yüzden ben o yapının ihyasını doğrusu çok yakın gelecekte hem muhtemel görmüyorum hem de doğru bulmuyorum. Bir İngiliz-Rus mimari taklidini İstanbul’da Taksim gibi bir mekana yeniden koymak… Hele de bir kışla. Yani bu demokratikleşme, sivilleşme çağında bir Topçu Kışlası’nı Taksim’e ihya etmek, inşa etmek neyi ihya etmek anlamına gelebilir. Bunu kafamda çözmüş değilim.

İstanbul modern için teşekkür

İstanbul Modern için çok teşekkür ederim. Daha önce ben de aynı güveni aldığım için, İstanbul Modern’le ilgili bir sıkıntı olmadığını söylemiştim. Sayın Başbakan da bunu açıklıkla söylediler, gayet güzel. Yanındaki antrepo da Mimar Sinan Üniversitesi’ne resim sergi mekanı olarak verildi. Zaten burasının bir kültürel vaha olması gerekir. Galataport projesi, İstanbul merkezinde yeni bir rant merkezi oluşturmak ve devasa 20 katlı apartman görüntüsünü İstanbul’un ortasına sokmak gibi beklenmedik bir sonuç doğurmamalı.

“Biz de muhafaza etmezsek…”

Biz muhafazakar demokrat partiyiz. İstanbul’u biz muhafaza edemezsek kim edecek?

– İstanbul’un güzelliği dört bir tarafından bakıldığında da o minareleri görebilmekte. Şimdi dört bir yanına gökdelenler eklendi. Ne camileri ne minareleri görebiliyoruz.

– İstanbul’daki çirkin yapılar kaldırılmalı. Bakın Dolmabahçe’den Karaköy’e kadar olan sahilde İstanbul’un en güzel camileri var. Bu camilerin çevresinde çeşmeler, hamamlar… Birkaç sanat kurumunun, geleneksel bazdaki alışveriş ve yeme içme mekanlarının burada kalma, bu sahilin gereksiz yapılardan temizlenmesiyle İstanbul’un bir inci gibi yeni bir zenginlik alanı kazanması mümkün.

– İstanbul’da biraz bu rant konusundaki hırstan kendimizi arındırırsak yapacak çok güzel şeyler olduğunu görürüz. – Siz İstanbul’un bu dünya güzeli doğası ve tarihinin içine devasa binalar dikiyorsanız, hangi sanat okullarını açarsanız açın, hangi tezhiplerini duvara asarsanız asın siz bu geleneksel kültürden ya da insanlığın bugün ulaştığı bu bilinç noktasından çok uzaktasınız demektir.

Zorlama nitelemeler ‘Muhafazakar sanat’ konusunda, sanata da demokrasiye de böyle sıfatlar getirmekten sakınmamız gerekir. ‘Muhafazakar demokrasi’, ‘muhafazakar sanat’ gibi zorlama nitelemeler, 1982 Anayasası’nın başlangıç bölümündeki ‘bu anayasada tarif edilen demokrasi’ deyimini hatırlattı. O yüzden biraz talihsiz buldum. Dünyanın her yerinde hem demokrasi hem de sanat özgürlük içinde gelişir. İstenmese bile bu tür nitelemeler, kısıtlayıcı sonuçlar doğurur. Bu yüzden bu tür eklentilerden, eklemelerden kaçınmamız gerekir.

“Toplumun duyarlılığı sanatçının da olmalı”

“Sanatçı muhafazakar olabilir”

Dünyada ‘özgürlükçü demokrasi’, ‘özgürlük içinde gelişen sanat’ gibi çok yerleşmiş, evrensel kabul görmüş kavramlar var. Bunun üzerinden devam etmeliyiz. Bir sanatçı veya bir siyasetçi kendisi muhafazakar, liberal olabilir. Ama sanatın gelişeceği vasat özgürlükçüdür, demokrasinin de gelişeceği vasat özgürlükçüdür. Bunu gözden kaçırmamamız lazım.

“Kamu için sanat”

Tiyatroda sahneye neyin konacağını, neyin, nasıl sergileneceğini bizim dışardan komuta etmemiz düşünülemez ama bu imkanları sunan yerel veya kamusal yönetimin ve onları oluşturan toplumsal tabanın duyarlılıklarını sanatçı arkadaşımız ihmal etmezse sanıyorum daha uygar bir diyalog yolu açılmış olur. Desteğini kamudan alıyorsa, hiçbir sanatçı, sanatı kendisi için yapma lüksüne sahip değil. Kamudan hiçbir destek almazsınız, gidip kendi sahnenizde kendi metninizi istediğiniz gibi oynarsınız. ‘Para veriyoruz’ diye değil elbette ama ben sana sahneye çıkmanın kolaylığını sağlıyorum. Sen de orada, metinde olmayan birtakım eklentilerle beni de toplumu da incitme. Herkesin bunu talep etme hakkı vardır. Metin dışı, bazen mizahi bazen siyasi espriler bazen sokak dili kullanma, toplumda haklı haksız bir eleştiriye yol açıyor. Bu eleştiri, sonuçta bu fiziki altyapıyı oluşturan kuruma dönüyor. Bu yüzden karşılıklı bir dikkate, birbirimizi anlamaya ihtiyacımız var. Bizim derdimiz, güzel sanatlar dediğimiz hayatın bu katı yüzünü yumuşatan insan ürünlerini, olabileceği kadar geniş topluma yayılmasını, olabileceği kadar geniş toplum tarafından sevilmesi ve benimsenmesini sağlamak. Bu toplumun duyarlılıkları sanatçının da duyarlılıkları olmalıdır. Ama kabul ediyorum, sanatçı daha sorgulayıcı, yargılayıcı olmalıdır ve şehir tiyatrolarında oluşturulan bu tür kurullarda sanatçıların çoğunlukta olmasını tercih ederim.

“Sanatçılarımız rahat olsunlar”

Biz kendi alanımızdan sorumluyuz, yerel yönetimlerin bakış açıları bizi etkilemez. O yüzden sanatçılarımız rahat olsun. 2007’den bu yana 4 yılda devlet tiyatrolarında, Anadolu’da 25 yeni gezici sahne açtık. Bu, Cumhuriyet tarihinde açılmış sahne sayısına denk. Samsun’a bir opera-bale, İzmir’e bir Anadolu filarmoni kurduk. Şimdi Malatya’ya bir Anadolu filarmoni kurmaya çalışıyoruz. İstanbul’a da Türk Müziği Araştırma Enstitüsü kuracağız.

“Desteklenmeyen yaptıklarımızı görmüyor”

Bazı arkadaşlar son dönemde ‘muhafazakar kesimlerin de kültürden beklediklerine gereken ilginin gösterilmediği’ konusunda haksız bir eleştiri yöneltiyor. Türbeler açtık, yazma eserleri başkanlığı kurduk, İstanbul’un 50 yıldır kapalı olan Ayasofya haziresindeki türbeleri açtık. Süleymaniye Külliyesini bir misli daha büyütüyoruz. Süleymaniye’deki işgalleri temizlemeye çalışıyoruz. Şu anda ilk defa bir Selçuklu beylik merkezi, dünya mirası aday listesine girdi. Muğla Milas Beçin Kalesi. Bu bir ilktir. Geçen yıl da Nevşehir Eşrefoğlu Cimi dünya mirası aday listesine girdi. Arkadaşlar nereye bakıyor bilmiyorum. Bazen bakanlığa proje verip de projelerine bekledikleri katkıları alamayan bazı arkadaşlarımız tüm bunları görmezden gelebiliyor. Bu arkadaşlar bütüne baktıklara zaman şimdiye kadar 50 yıl boyunca görmedikleri çok güzel şeyler olduğunu görecek.

Etiketler :

Yorum yaz